Hızlı cevap
İngilizce öğrenmek için en iyi film ve diziler, başlangıç seviyesi için Friends ve The Office (US), orta seviye için Brooklyn Nine-Nine ve Ted Lasso, ileri seviye için The Crown ve 12 Angry Men. Webb & Rodgers (2009) araştırması, altyazılı diziler izleyerek günlük konuşma için gereken kelime dağarcığının yüzde 95’ine kadarının edinilebileceğini buldu.
İngilizce film ve dizi izlemek, dinleme becerilerinizi geliştirmek, doğal kelimeler öğrenmek ve ana dili İngilizce olanların gerçekten nasıl konuştuğuna alışmak için en keyifli yollardan biridir. Applied Linguistics’te yayımlanan 2009 tarihli bir çalışma, popüler dizilerin en sık kullanılan İngilizce kelime ailelerinin yüzde 95’ine maruz kalmanızı sağladığını, yani kelime dağarcığı geliştirmek için en verimli araçlardan biri olduğunu gösterdi. Ders kitapları size dil bilgisi kurallarını öğretir, ama diziler insanların gerçekten nasıl iletişim kurduğunu öğretir: argo, ritim, çevrilemeyen şakalar. İşin püf noktası, seviyenize uygun içeriği seçmektir. Bir başlangıç seviyesinin hızlı tempolu bir hukuk dramasına direkt dalması pek iyi sonuç vermez. Bu yüzden burada, farklı seviyelere uygun 10 öneri var, her birinin dil öğrenenler için işe yarama nedeni net.

Friends
Dünyadaki neredeyse her İngilizce öğretmeninin bu diziyi önermesinin bir nedeni var. Kelimeler basit ve günlük, diyaloglar takip edebileceğiniz kadar yavaş ve birkaç kelimeyi kaçırırsanız bile hikayeler kolay anlaşılır. Konuşmaların çoğu aynı iki mekanda geçer (ev ve kahve dükkanı), bu yüzden bağlam ipuçları her zaman güçlüdür. Mizahı da yeterince fiziksel ve abartılıdır, esprinin vurucu kısmını kaçırdığınızda bile şakayı yakalarsınız.
Öğrenme ipucu: Önce ana dilinizde altyazıyla başlayın, birkaç bölüm sonra İngilizce altyazıya geçin. Tonlama çalışmak için "Could this BE any more..." gibi kalıp ifadeleri tekrar etmeyi deneyin.

The Office (US)
Sahte belgesel formatı sayesinde karakterler sık sık kameraya dönüp kısa ve net cümlelerle konuşur. Michael Scott’ın mizahı, kelimeleri ve deyimleri yanlış kullanmasına dayanır, bu da aslında o ifadelerin gerçekten ne anlama geldiğini öğrenmek için harika bir yoldur. Ofis ortamı da gerçek hayatta işinize yarayacak bir sürü iş yeri kelimesi kazandırır.
Öğrenme ipucu: Karakterlerin birbirleriyle konuşurken söyledikleriyle, kamera karşısındaki röportajlarda söyledikleri arasındaki farkı takip edin. Tonu ve satır aralarını anlamak için çok iyi bir alıştırmadır.

Forrest Gump
Forrest kısa ve dil bilgisi açısından basit cümlelerle konuşur, karakterin özü budur. Tüm filmi sade ve doğrudan bir İngilizceyle anlatır, bu da onu takip etmesi en kolay Hollywood filmlerinden biri yapar. Ayrıca günlük konuşmalarda sürekli karşınıza çıkan Amerikan tarihi ve kültürel referanslarına hızlı bir giriş de sunar.
Öğrenme ipucu: Forrest’in basit dil bilgisiyle karmaşık olayları nasıl anlattığına dikkat edin. Filmden bir sahneyi onun net ve düz anlatım tarzıyla yeniden anlatmayı deneyin.

Brooklyn Nine-Nine
Diyaloglar Friends’ten daha hızlıdır ve kelime oyunları, popüler kültür referansları ve sarkazmla doludur. Temel konuşma İngilizcesinde rahatladıktan sonra iyi bir sonraki adımdır. Karakterlerin konuşma tarzları belirgindir: Jake rahat ve referans dolu konuşur, Holt resmi ve ifadesizdir, Rosa ise neredeyse hiç konuşmaz. Bu çeşitlilik, kulağınızı farklı üslup seviyelerine alıştırır.
Öğrenme ipucu: Anlamadığınız bir şaka duyduğunuzda durdurup araştırın. Mizahın çoğu kelime oyunlarından veya kültürel referanslardan gelir, bunları anlamak kelime dağarcığınızı ciddi şekilde büyütür.

Ted Lasso
Bu dizi, Amerikan İngilizcesi ile Britanya İngilizcesi arasındaki farkları öğrenmek için tam bir hazine. Ted Londra’da yaşayan bir Amerikalı ve komedinin büyük kısmı iki lehçe arasındaki yanlış anlamalardan doğuyor. Sürekli iki aksanı da duyarsınız ve kelime farklarını (elevator ve lift, soccer ve football) doğal ve komik bir bağlamda öğrenirsiniz.
Öğrenme ipucu: Fark ettiğiniz Britanya İngilizcesi ve Amerikan İngilizcesi farklarının bir listesini çıkarın. Ted sık sık Britanya argosunda zorlanır ve dizi bunu genellikle diyalog içinde açıklar.

The Social Network
Aaron Sorkin’in senaryosu, seri ve hızlı diyaloglarıyla ünlüdür. Karakterler hızlı konuşur, birbirlerinin sözünü keser ve teknik, hukuki kelimeler kullanır. Zorlayıcıdır ama profesyonel ortamlarda eğitimli Amerikalıların gerçekten nasıl konuştuğuna alışmak istiyorsanız çok faydalıdır. Hikaye de yeterince tanıdıktır (Facebook’un kuruluşu), diyalog yoğunlaştığında bile takip edebilirsiniz.
Öğrenme ipucu: Bir kez altyazıyla, sonra altyazısız izleyin. Özellikle ifade alma sahnelerine odaklanın, karakterler bilgiyi tekrarlar ve farklı şekilde söyler. Bu tekrar, kelimeleri doğal biçimde pekiştirir.

Stranger Things
Çocuklar gündelik ve rahat Amerikan İngilizcesiyle konuşur, bu da diyalogların çoğunu erişilebilir kılar. Bunun yanında bölgesel aksanlara sahip yetişkin karakterler ve öğrenmesi eğlenceli 1980’ler argosu da var. Konu yeterince sürükleyicidir, bu da dil öğreniminde sanılandan daha önemlidir. Sıkılırsanız izlemeyi bırakırsınız. Stranger Things izlemeyi kimse bırakmaz.
Öğrenme ipucu: Genç karakterler güncel argo ile 80’ler referanslarını karıştırır. Korku ve heyecan gibi duyguları nasıl ifade ettiklerine odaklanın, bu sahneler size doğal ve etkileyici İngilizce öğretir.

Sherlock
Benedict Cumberbatch’in Sherlock’u, karmaşık kelimeler ve bilimsel terimlerle dolu, yoğun ve hızlı bir Britanya İngilizcesiyle konuşur. Çıkarım sahneleri, yüksek hızda söylenen ileri seviye kelimelerle dolu uzun monologlar gibidir. Sherlock’un akıl yürütmesini sesli takip edebiliyorsanız, İngilizce anlama seviyeniz çok iyi demektir.
Öğrenme ipucu: Sherlock’un çıkarım sahneleri shadowing çalışması için mükemmeldir. Her çıkarımdan sonra durdurun ve mantığını kendi cümlelerinizle açıklamaya çalışın.

The Crown
Bu, en cilalı haliyle resmi Britanya İngilizcesidir. Diyaloglar siyasi kelimeler, diplomatik dil ve Britanya kültürünün merkezindeki ölçülü, dolaylı iletişimle doludur. Karakterler nadiren ne demek istediklerini doğrudan söyler, bu da satır aralarını okumayı öğretir. Daha resmi veya akademik bir İngilizce üslubu hedefliyorsanız, bu dizi tam size göre.
Öğrenme ipucu: Karakterlerin küçümseyen hafiflik ve ima yoluyla nasıl konuştuğunu fark edin. Kraliçe bir şey için "rather disappointing" dediğinde, aslında çok öfkeli olduğunu anlatır. Bu tür dolaylı konuşma, ileri seviye akıcılığın büyük bir parçasıdır.

The Grand Budapest Hotel
Wes Anderson’ın diyalogları alışılmadık derecede net ve edebidir. Her kelime özenle seçilmiş gibi durur ve karakterler stilize, neredeyse teatral bir şekilde konuşur. Ralph Fiennes kusursuz bir diksiyonla, çok hızlı tempoda uzun cümleler kurar. Gerçek hayatta insanlar böyle konuşmaz, ama kelime dağarcığınız ve dinleme beceriniz için müthiş bir antrenmandır. Normalde sadece romanlarda göreceğiniz kelimelerle karşılaşırsınız.
Öğrenme ipucu: Yanınızda bir not defteri bulundurun. Bu film ileri seviye kelimeleri durmaksızın sıralar. Akışı kaçırmamak için kelimelere sahne bittikten sonra bakın, sahne sırasında değil.
Film ve Dizilerle İngilizce Öğrenmek İçin İpuçları
Her 10 saniyede bir durdurup kelime bakmayın. Daha uzun aralıklarla izleyin ve sonra bakmak istediklerinizi not alın. Sürekli durdurmak keyfi öldürür, oysa geri dönmenizi sağlayan şey keyiftir.
Altyazı merdivenini kullanın: önce kendi dilinizde altyazı, sonra İngilizce altyazı, en son altyazısız izlemeyi deneyin. Her adım dinleme becerinizi gerçekten bir üst seviyeye taşır.
Daha önce bildiğiniz bölümleri tekrar izleyin. İkinci izleyişte kaçırdığınız kelime ve ifadeleri yakalarsınız. Ayrıca konuyu bildiğiniz için beyniniz tamamen dile odaklanabilir.
Sesini sevdiğiniz bir karakter seçin ve onu taklit etmeye çalışın. Bu garip değil, oyuncuların kullandığı bir tekniktir. Telaffuz, ritim ve tonlamayı aynı anda geliştirir.
Telefonunuzu, uygulamalarınızı ve sosyal medyayı İngilizceye alın. Çalışma saatlerinizin dışında da İngilizce etrafınızı sardıkça beyniniz daha hızlı uyum sağlar.
Sıkça Sorulan Sorular
Sadece film ve dizi izleyerek gerçekten İngilizce öğrenebilir miyim?
Altyazıyla mı izlemeliyim, altyazısız mı?
İngilizce öğrenirken British English mi American English mi daha iyi?
İngilizcemin gelişmesi için kaç saat izlemem gerekir?
Kaynaklar ve Referanslar
- Webb, S. & Rodgers, M.P.H. (2009). "The Lexical Coverage of Movies." Applied Linguistics, 30(3), 407–427.
- Krashen, S. (1985). "The Input Hypothesis: Issues and Implications." Longman.
- Lindgren, E. & Muñoz, C. (2013). "The influence of exposure, parents, and linguistic distance on young European learners' English." International Journal of Multilingualism, 10(1), 105–129.
Wordy ile öğrenmeye başla
Gerçek film klipleri izle, izlerken kelime dağarcığını geliştir. İndirmesi ücretsiz.

