← Bloga geri dön
🇬🇧İngilizce

İngilizcede “lütfen”: 20+ nazik rica ve “please” ifadesi

Sandor tarafından25 Şubat 20269 dk okuma

Hızlı cevap

İngilizcede “please” (/pliːz/) cümlenin sonunda ya da başında kullanılabilir, ancak sonda daha doğal durur: “Could you help me, please?” Nazik riceler modal fiillerle kurulur: “Could you...?” (nazik), “Would you mind...?” (çok nazik), “Can you...?” (samimi). “Please” tek başına (komut gibi) sert, biraz buyurgan duyulabilir.

Kısa cevap

İngilizcede “lütfen”in en doğrudan karşılığı please (/pliːz/) olur ve genelde cümlenin en sonunda durur: “Could you open the door, please?” Türkçede doğal olan başa koymak yerine. Öğrenmeye değer ilk farklardan biri budur.

Ama “please” buzdağının sadece görünen kısmı. İngilizce nezaketin asıl araçları modal fiillerdir: Türkçede “Lütfen pencereyi açar mısın?” dersin, bir İngiliz ana dili konuşuru şöyle der: “Could you open the window?” Bu, tek başına, please olmadan da tamamen naziktir. Nezaketi fiil seçimi taşır.

Ethnologue 2024 verilerine göre İngilizce yaklaşık 1,5 milyar kişinin ana dili veya ikinci dilidir. İngiliz İngilizcesi, Amerikan İngilizcesi ve Avustralya İngilizcesi arasında nezaket düzeylerinde farklar hissedilir. Britanyalılar genelde daha dolaylı ister, Amerikalılar daha doğrudan, Avustralyalılar daha rahattır. Bu rehber, resmiyet düzeyine göre sıralanmış 20 temel rica kalıbını, telaffuz, örnek ve kültürel bağlamla gösterir.

"İngilizcede nezaket tek bir kelimeye bağlı değildir, 'please' eklemek, doğru fiil biçimi ve dolaylı anlatımı doğru kullanmaktan daha az şey ifade eder."

(Peter Trudgill ve Jean Hannah, International English, Routledge, 2008)


Hızlı özet


“please” kelimesinin cümledeki yeri

Türkçe konuşanların en sık yaptığı hatalardan biri şudur: “please”ı cümlenin başına koyarlar. Türkçede “lütfen”i başa koymak doğal olduğu için böyle gelir. İngilizcede bu mümkün, ama etkisi farklıdır.

Cümle sonunda, doğal, nazik, nötr:

  • “A coffee, please.” (Bir kahve lütfen.)
  • “Could you close the door, please?” (Kapıyı kapatır mısın, lütfen?)
  • “Pass the salt, please.” (Tuzu uzatır mısın, lütfen?)

Cümle başında, kabul edilebilir ama daha kararlı, bazen daha aceleci:

  • “Please be quiet.” (Lütfen sessiz olun.) , biraz emir gibi
  • “Please don't do that.” (Lütfen bunu yapmayın.)
  • “Please, I really need your help.” (Lütfen, gerçekten yardımına ihtiyacım var.) , yalvarır gibi bir ton

⚠️ Tek başına “Please!” kaba gelebilir

Birine sadece “Please!” dersen, İngilizcede sabırsızlık veya sinir ifade edebilir. Nezaket gibi algılanmayabilir. Onun yerine tam cümlede kullan, mesela: “Could you hurry up, please?” Bir şeyi hızlıca istediğinde, “Please” diye çıkışmak aslında şunu ima eder: “Artık yeter.”

Neden sonda daha doğal? İngiliz nezaketi araştırmalarına göre, özellikle Penelope Brown ve Stephen Levinson’ın Politeness: Some Universals in Language Usage (1978) çalışmasında, cümle başındaki rica işaretleyicileri daha direktif bir etki yaratır. Cümle sonundaki “please” ise isteği yumuşatır ve dinleyicinin özerkliğini daha az tehdit eder. Kısaca: sonda “ek”, başta “talimat havası” verir.


Sıralı rica düzeyleri

İngilizce ricaları resmiyete göre dört ana düzeyde düşünebilirsin.

Can you...?

Samimi

//kæn juː//

Kelime kelime anlamı: Yapabiliyor musun...?

Can you help me with this?

Bunda bana yardım eder misin?

🌍

Arkadaşlar, tanıdıklar, iş arkadaşları arasında doğaldır. Teknik olarak yetenek sorar ('yapabiliyor musun?'), ama herkes bunu rica olarak anlar. Yabancıya veya amire karşı biraz fazla direkt gelebilir.

Bu en doğrudan rica biçimidir. Arkadaşlara, kardeşlere, yakın iş arkadaşlarına çok uygundur. İyi tanımadığın birinden bir şey isterken “Can you?” biraz itici gelebilir. O durumda “Could you?” daha güvenlidir.

Şunu bilmek önemli: İngilizcede “Can you?” gerçek bir “yapabiliyor musun?” sorgusu değildir. Bu bir rica kalıbıdır. Herkes bunun yetenek değil, istek olduğunu anlar.

Could you...?

Kibar

//kʊd juː//

Kelime kelime anlamı: Yapabilir miydin...?

Could you send me the report by Friday?

Raporu cuma gününe kadar bana gönderebilir misin?

🌍

Yabancılara, müşterilere, amire, tanımadığın iş arkadaşlarına uygundur. Geçmiş biçim ('could', 'can' yerine) mesafe ve nezaket yaratır. Her durumda güvenlidir.

“Could you?” İngilizcede nazik ricaların en temel biçimidir. İngilizce dil bilgisinde şartlı veya geçmiş biçim, istek ile dinleyici arasında mesafe yaratır. Bu mesafe nezaket anlamına gelir. David Crystal’ın The Cambridge Encyclopedia of the English Language (Cambridge University Press, 2019) kitabına göre modal fiillerin bu pragmatik kullanımı İngilizcenin en tipik özelliklerindendir.

Hangi rica kalıbını seçeceğini bilmiyorsan, “Could you...?” neredeyse her zaman uygundur.

Would you mind...?

Resmi

//wʊd juː maɪnd//

Kelime kelime anlamı: Sakıncası olur mu...?

Would you mind closing the window?

Pencereyi kapatmanızın sakıncası var mı?

🌍

Çok naziktir, özellikle Britanya İngilizcesinde çok yaygındır. Sonrasında fiil -ing biçiminde gelir ('closing', 'close' değil). Cevap mantığı ters çalışır: 'No' = yaparım, 'Yes' = sakıncası var.

Bu, Türkçe konuşanlar için en zor biçimlerden biridir. Zorluk telaffuzdan değil, cevap mantığından gelir. Ayrıntı için aşağıdaki “Would you mind tuzağı” bölümüne bak.

Dil bilgisi olarak: “Would you mind + fiil-ing” tek doğru yapıdır. “Would you mind to close” yanlıştır. “Would you mind if I opened the window?” da doğrudur. Burada özne ben olur, istenen kişi değil.

I was wondering if you could...

Çok resmî

//aɪ wɒz ˈwʌndərɪŋ ɪf juː kʊd//

Kelime kelime anlamı: Acaba yapabilir misiniz diye düşünüyordum...

I was wondering if you could review my proposal before the meeting.

Toplantıdan önce önerimi gözden geçirebilir misiniz diye düşünüyordum.

🌍

En resmî ve en dolaylı rica biçimidir. Özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Amir, müşteri, tanımadığın otorite kişiler için uygundur. Sadece yazıda değil, konuşmada da kullanılır.

Bu biçim, sanki ortada bir rica yokmuş gibi davranır. Sadece “acaba” diye düşünmüştür. Bu, Britanya tarzı dolaylılığın en üst seviyesidir. Oxford ve Cambridge öğrencileri profesörlerine e-posta yazarken bunu kullanır. Böyle bir rica alırsan, kişi sana çok saygı duyuyor demektir.


Restoranda ve mağazada

Restoranda ve mağazada rica etmenin özel kalıplarını ayrıca öğrenmek iyi olur. Bunlar en sık karşılaşılan gerçek durumlardır.

I'd like..., please

Kibar

//aɪd laɪk pliːz//

Kelime kelime anlamı: ... isterdim, lütfen

I'd like a cappuccino, please.

Bir cappuccino istiyorum, lütfen.

🌍

Tüm İngilizce konuşulan ülkelerde en kabul gören sipariş biçimidir. 'I'd like' (I would like kısaltması) 'I want'tan daha naziktir. 'I want' kaba ve çocukça duyulabilir.

“I'd like” restoran İngilizcesinin temel kalıbıdır. “I want” gibi düz bir cümle yerine bunu kullanmak daha iyidir. “I want” mutlaka rude değildir. Çocuklar ve çok direkt insanlar da kullanır. Ama garsona ve yabancılara karşı “I'd like” daha iyi bir izlenim verir.

Varyasyon: “I'll have...” ABD’de çok yaygındır: “I'll have the chicken, please.” Samimi ve doğaldır. Britanya İngilizcesinde daha az yerleşiktir.

Could I have...?

Kibar

//kʊd aɪ hæv//

Kelime kelime anlamı: ... alabilir miydim?

Could I have the menu, please?

Menüyü alabilir miyim, lütfen?

🌍

Restoranda, mağazada ve resepsiyonda doğaldır. 'Could' şartlı biçimi isteği daha nazik yapar. Britanya ve Amerikan İngilizcesinde aynı şekilde kullanılır.

Bu, “I'd like”tan biraz daha direkt olur, ama yine de tamamen naziktir. Menüyü açıp bir yemeği işaret edersen, “Could I have this one, please?” doğal ve doğrudur.

Can I get...?

Samimi

//kæn aɪ ɡet//

Kelime kelime anlamı: ... alabilir miyim?

Can I get a large coffee to go?

Paket bir büyük kahve alabilir miyim?

🌍

Tipik olarak ABD’de kullanılan samimi sipariş biçimidir. Kafelerde ve fast food yerlerinde çok yaygındır. Britanya İngilizcesinde daha tuhaf kaçabilir. Orada 'I'd like' ve 'Could I have' daha doğaldır.

Londra’da yaşıyorsan, “I'd like” ve “Could I have” biçimlerini öğrenmen daha iyi olur. Britanyalılarda “Can I get?” biraz yabancı duyulabilir. ABD’deysen “Can I get?” her kafede ve restoranda tamamen doğaldır.


İzin isteme

Sadece bir şey istemiyor, bir şeyi yapmaya izin istiyorsan, başka kalıplar kullanmalısın.

May I...?

Resmi

//meɪ aɪ//

Kelime kelime anlamı: Müsaade var mı...?

May I come in?

Girebilir miyim?

🌍

Resmî izin isteme biçimidir. Derslerde, resmî durumlarda, tanımadığın kişilerle duyarsın. 'Can I?'nin daha resmî hâlidir. Britanya İngilizcesinde okul terbiyesinin geleneksel parçasıdır: doğru biçim 'May I?'dir, 'Can I?' değil.

“May I?” resmî izin istemenin klasiğidir. Britanya okullarında öğretmenler hâlâ düzeltir: “Can I go to the toilet?” → “May I go to the toilet?” Gerçekte yetişkin İngilizcesinde bu fark bulanıklaşır. Yine de “May I” her zaman daha resmî duyulur.

Could I...?

Kibar

//kʊd aɪ//

Kelime kelime anlamı: Yapabilir miydim...?

Could I leave a bit early today?

Bugün biraz erken çıkabilir miyim?

🌍

Günlük ama nazik izin isteme biçimidir. İşte amire sorarken ve hizmet yerlerinde doğaldır. 'May I'den daha nötrdür.

“Could I?” günlük hayatta en sık kullanılan izin isteme biçimidir. İş yerinde, okulda, otelde her yerde duyarsın. “May I?” daha resmîdir. “Could I?” resmiyet ile doğallığı dengeler.

Is it okay if I...?

Samimi

//ɪz ɪt ˈoʊkeɪ ɪf aɪ//

Kelime kelime anlamı: Ben ... yapsam olur mu?

Is it okay if I bring a friend?

Bir arkadaşımı getirsem olur mu?

🌍

Samimi ve rahat bir izin istemedir. Arkadaşlara ve tanıdıklara doğaldır. Resmî duruma uymaz (amir, kurum). 'Is that okay if...' da duyulur.

Would it be alright if...?

Resmi

//wʊd ɪt biː ɔːlˈraɪt ɪf//

Kelime kelime anlamı: Ben ... yapsam uygun olur mu?

Would it be alright if I called you back tomorrow?

Sizi yarın geri arasam uygun olur mu?

🌍

Nazik ve dolaylı bir biçimdir. Amir ve müşteriler için uygundur. 'Would it be okay if...' bunun daha rahat versiyonudur. İş ortamı ve resmî durumlar.


Dikkat çekme

Bir yabancıya seslenmek istiyorsan, önce dikkat çekmen gerekir.

Excuse me, could you...?

Kibar

//ɪkˈskjuːz miː kʊd juː//

Kelime kelime anlamı: Affedersiniz, yapabilir misiniz...?

Excuse me, could you tell me the way to the station?

Affedersiniz, istasyona giden yolu söyleyebilir misiniz?

🌍

Sokakta ve kamusal alanda standart kalıptır. 'Excuse me' (dikkat çekme) + 'could you' (rica) birleşimi tüm İngilizce konuşulan ülkelerde kabul görür.

“Excuse me” etkileşimi açar. Kişiyi kaba şekilde bölmek istemediğini gösterir. Ardından gelen “could you” isteği daha da yumuşatır. Sokakta, toplu taşımada ve ofiste tanımadığın birine seslenmek için idealdir.

I hate to bother you, but...

Kibar

//aɪ heɪt tə ˈbɒðər juː bʌt//

Kelime kelime anlamı: Rahatsız etmekten nefret ederim ama...

I hate to bother you, but could you turn down the music?

Rahatsız etmek istemem ama müziği kısabilir misin?

🌍

Önceden özür içerir, bu da isteğin yükünü azaltır. Britanya İngilizcesinde özellikle yaygındır. Ön özür, isteğinin rahatsızlık verebileceğini bildiğini gösterir.

Bu biçim, isteğinle kişiyi böldüğünün farkında olduğunu anlatır. Britanya nezaketinin bir özelliği, isteğin yükünü baştan kabul etmektir. Bu, garip şekilde daha nazik duyulur. “I'm sorry to disturb you, but...” aynı işi görür.


“Would you mind” tuzağı

🌍 En kafa karıştıran Anglo-Sakson nezaket yapısı

“Would you mind + -ing?” yapısının en büyük tuzaklarından biri cevap mantığıdır. İngilizceyle büyümeyen neredeyse herkesi gerçekten şaşırtır.

Soru: “Would you mind opening the window?” kelimesi kelimesine şu demektir: “Pencereyi açmanızın sakıncası var mı?”

  • Doğru “evet” cevabı (yaparım): “No, not at all.” / “Of course not.” / “Sure!” / “No problem.”
  • Doğru “hayır” cevabı (yapmam): “Yes, actually I would.” / “Actually, I'd rather not.”

Yani: No = EVET, yaparım. Yes = HAYIR, yapmam. Bu, Türkçedeki beklentinin tam tersidir.

Bu yüzden “Would you mind?” sorusuna “Yes” demek biraz gergin bir an yaratabilir. Ana dili İngilizce olan kişi ne demek istediğini anlar, ama duymayı sevmez. Yapacaksan, ki durumların %99’unda böyledir, her zaman olumsuz biçimle cevap ver: “No, not at all”, “Of course not”, “No problem at all.”


Rica düzeyleri özet tablosu

Resmiyet düzeyiİngilizce biçimTürkçe karşılıkNe zaman kullanılır
Rahat (samimi)Can you...?Yapar mısın...?Arkadaşlar, tanıdıklar, iş arkadaşları
Nötr (nazik)Could you...?Yapabilir misin...?Her durumda güvenli
NazikWould you mind...?Sakıncası var mı...?Yabancı, amir, resmî durum
Çok nazikI was wondering if you could...Acaba ... yapabilir misiniz diye düşünüyordumE-postalar, Britanya resmî üslubu
Restoranda siparişI'd like..., pleaseBir ... istiyorum, lütfenRestoran, kafe, mağaza
İzin isteme (resmî)May I...?Müsaade eder misiniz...?Kurum, okul durumu
İzin isteme (nötr)Could I...?... yapabilir miyim?İş yeri, yarı resmî
İzin isteme (rahat)Is it okay if I...?Ben ... yapsam olur mu?Arkadaşlar, tanıdık ortamlar
Dikkat çekmeExcuse me, could you...?Affedersiniz, ... yapabilir misiniz?Sokak, kamusal yerler

British Council’ın 2023 tarihli English Language Teaching: Global Research Report raporuna göre modal fiilleri kullanmak, İngilizce konuşulan gündelik konuşmada doğal iletişim kurmanın en önemli becerilerinden biridir. “please” tek başına yetmez, fiil seçimi belirleyicidir.


Britanya ve Amerikan nezaketi

Ana dili İngilizce olanlar arasında bile tipik bir ricanın ne kadar dolaylı olduğu değişir.

Britanyalılar genelde daha çok dolaylı anlatım kullanır. “I don't suppose you could...” (Sanmıyorum ama yapabilir misin...) aslında bir ricadır, karamsar bir cümle değildir. “It would be lovely if you could...” da bir ricadır, değerlendirme değildir. Peter Trudgill ve Jean Hannah’nın International English (Routledge, 2008) kitabına göre Britanya nezaket normları dolaylılığa ve kendini küçültmeye güçlü biçimde dayanır.

Amerikalılar genelde daha doğrudandır. “Could you pass the salt?” doğrudan bir ricadır, ön özür yoktur. Bu kabalık değildir. Kültür farklıdır. Doğrudanlık, açıklık ve verimlilik olarak olumlu görülebilir.

🌍 “no problem” ne zaman rahatsız edebilir

ABD ve Avustralya’da “No problem”, “thank you”ya doğal bir cevaptır. Ricalara da söylenir. Daha yaşlı Britanyalılar bunu bazen olumsuz algılar. Sanki şunu diyormuşsun gibi gelir: “Evet, sorun olabilirdi ama olmadı.” Resmî Britanya ortamlarında güvenli cevap: “Of course” veya “Certainly”. Bunlar yanlış anlaşılmaya yer bırakmaz.


Gerçek İngilizce içeriklerle pratik yap

Nazik rica kalıplarını okumak önemlidir. Ama onları içgüdüsel yapan şey, gerçek diyaloglarda bağlam içinde duymaktır.

Wordy uygulamasıyla etkileşimli altyazılarla İngilizce film ve dizi izleyebilirsin: herhangi bir rica kalıbına dokun, telaffuzu, resmiyet düzeyini ve kültürel açıklamayı hemen gör. Britanya ve Amerikan yapımlarını karşılaştırmak özellikle faydalıdır. Mesela bir BBC dizisi ve bir Amerikan komedisi aynı durumda çok farklı rica tarzı gösterebilir.

İngilizce öğrenmek için en iyi filmler rehberimiz, sana en uygun dizi ve filmleri bulmana yardım eder. Gerçek diyaloglardan öğrenmek, cümle listesi ezberlemekten daha etkilidir. Tonlamayı, hızı ve hangi biçimin ne zaman doğal olduğunu duyarsın.

Sıkça Sorulan Sorular

İngilizcede “lütfen” nasıl denir?
İngilizcede “lütfen” karşılığı “please” (/pliːz/) ve genelde cümlenin sonunda kullanılır: “A coffee, please.”, “Could you help me, please?” Başa da gelebilir ama daha ısrarcı bir ton verebilir. Daha nazik kalıplar: “Could you...?” ve “Would you mind...?”
İngilizcede “Can you?” ile “Could you?” arasındaki fark nedir?
“Can you?” (/kæn juː/) daha samimi ve direkt bir ricadır, arkadaşlar ve yakın iş çevresinde doğal durur. “Could you?” (/kʊd juː/) daha nazik ve yumuşaktır, yabancılar, müşteriler ve yöneticiler için uygundur. “Would you mind + -ing?” en nazik seçeneklerdendir.
“Would you mind” İngilizcede ne demek?
“Would you mind + -ing?” (/wʊd juː maɪnd/) anlam olarak “Sakıncası var mı...?” ya da “... yapar mısınız?” demektir. Doğru olumlu yanıt “No, not at all”dır, yani “Hayır, hiç sorun değil”, yaparım. “Yes” demek ise “Evet, sakıncası var” anlamına gelir.
Restoranda İngilizce nasıl sipariş verilir?
Restoranda en nazik kalıp: “I'd like [something], please.” (/aɪd laɪk/), yani “... istiyorum.” “Could I have...?” (/kʊd aɪ hæv/) da çok uygundur. Sadece “Give me a...” kaba duyulabilir. ABD’de “Can I get...?” daha yaygın, samimi bir seçenektir.
İngilizcede birinin dikkatini nazikçe nasıl çekebilirim?
Birine seslenmek için “Excuse me” (/ɪkˈskjuːz miː/) kullanılır. Nazikçe araya girmek için “Could I interrupt for a second?” diyebilirsin. Daha kibar, dolaylı bir rica için “I was wondering if you could...” kalıbı çok yaygındır.

Kaynaklar ve Referanslar

  1. Crystal, David (2019). İngiliz Dilinin Cambridge Ansiklopedisi. Cambridge University Press.
  2. Trudgill, Peter és Hannah, Jean (2008). Uluslararası İngilizce. Routledge.
  3. British Council (2023). İngilizce Öğretimi: Küresel Araştırma Raporu.
  4. Merriam-Webster Dictionary (2026). merriam-webster.com.

Wordy ile öğrenmeye başla

Gerçek film klipleri izle, izlerken kelime dağarcığını geliştir. İndirmesi ücretsiz.

App Store’dan indirGoogle Play'den edininChrome Web Mağazası'nda mevcut

Daha fazla dil rehberi